01 Ekim 2007
Emekli Türk Dili ve Edebiyatı / Türkçe öğretmeni, eğitim yöneticisi, yazar, araştırmacı ve köşe yazarı olan Yaşar Çağbayır, 3 Mayıs 1945 tarihinde Denizli- Serinhisar İlçesi’nin Kocapınar köyünde doğmuştur. 1968’de Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitiren yazar, aynı yıl Konya-Ereğli’nin Halkpınar beldesinde öğretmenlik mesleğine başlamıştır. 1991 yılında Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirerek lisansını tamamlamıştır.
Öğretmenlik ve yöneticilik yaptığı dönemlerde karşılaştığı ve anlamını bilmediği Türkçe sözcükleri fişleme yöntemiyle biriktirerek başladığı ve 38 yıllık özverinin ürünü olan Ötüken Türkçe Sözlük’ü, 3 Mayıs 2006’da bitirmiştir.
Öğrencilik ve öğretmenlik hayatında Türkçe sözcüklerin araştırmasında yaşadığı kaynak sıkıntısını yeni nesillerin de yaşamaması için Ötüken Türkçe Sözlük’ü hazırlayan yazar ayrıca Yeni Söke Gazetesi ile Beşparmak, Sarızeybek, Çağrı, Türk Dili dergilerinde de yazmaktadır. “Söke” isimli eseriyle Aydın Valiliği tarafından kendisine takdirname verilen yazar, “İstiklâl Marşı’nın Tahlili” eseri dolayısıyla da Söke Ticaret Odası tarafından onur belgesine layık görülmüştür. Son olarak Söke İlçesi çapında eğitim ve araştırma alanında yaptığı çalışmalarla “SÖKE’NİN İLK ÇINARI” seçilmiş olup Aydın Belediyesi ve Aydın İl ve İlçeleri Eğitim ve Kültür Derneği tarafından Aydın’ın Yunan İşgali ile ilgili yazıları ve Söke’nin tarihi ile ilgili yayını dolayısı ile “YÖRÜK ALİ EFE ÖDÜLÜ’ne lâyık görülmüştür.Halen Aydın’ın Söke İlçesi’nde yaşayan yazar, evli ve 2 çocuk babasıdır.
Kategori :
Biyografiler
30 Eylül 2007
Birinci Özet :Yazar, ‘Küçük Prens’e uçağıyla mecburi iniş yapmış olduğu bir çölde rastladığını anlatarak başlar. Onun kendisinden hemen bir koyun resmi çizmesini istediğini ekler. Ama Küçük Prens Saint-Exupery’nin karaladığı eskizlerden hiçbirini beğenmez. Motorunu tamir etmek telaşında olan Fransız pilot nihayet bir sandık resmeder ve hayvanın bunun içinde olduğunu söyler. Bedeni görünmeyen sanal koyun tam Küçük Prens’in arzuladığı gibidir.
Daha sonra Küçük Prens’in kendi gezegeninin, gezdiği diğer gezegenlerin ve gülünün hikâyesini okuruz.
Sonunda dünyadan biraz bezgin düşen Küçük Prens tekrar gezegenine dönmeye karar verdiğinde çölde tanıştığı zehirli yılana kendini sokturur:
Kategori :
100 Temel Eser (İlköğretim),Kitap Özetleri
27 Eylül 2007
1. KİTABIN KONUSU: Kardeşine iftira atıp, onun ölümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.
2. KİTABIN ÖZETİ: Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
Kategori :
100 Temel Eser (Ortaöğretim)
27 Eylül 2007
İspanya, Meça Kenti’nin köylerinden biride elli yaşlarında soylu bir adam yaşardı. Bu adam boş zamanlarını şövalye romanları okuyarak geçirirdi. Bu onda öyle bir tutku haline gelmişti ki kendini okuduğu romlarda anlatılan “gezici şövalye” olarak görmeye başlamıştı. Artık o, evinde oturamazdı, Romalarda olduğu gibi zırhını ve silahlarını alıp serüvenden serüvene koşmalıydı. Fakat bir eksiği vardı, okuduğu romanlarda her şövalyenin yaptığı kahramanlıkları adadığı bir prensesi olurdu. Prenses olarak kendi köyünde yaşayan ve çok güzel bir kız olan Aldonz Lorence’yi seçtikten sonra yola koyuldu yolda kendisinin şövalye ilan ettirmediğini hatırladı, bu yüzden yolda gördüğü ilk kişiye kendini şövalye ilan ettirecekti. Biraz daha yol aldıktan sonra bir han gördü, bu hanı bir şatoya benzetti, içindede kendini şövalye ilan edecek bir soylunun yaşadığını düşündü. Hancı Don Kişot’u ilk gördüğünde onun nasıl bir insan olduğunu ve onun suyuna gitmeyi kendisi için uygun olacağını düşündü ve Don Kişot’un isteğini geri çevirmedi. Sabaha karşı uydurma bir tören düzenleyip Don Kişot’u şövalye ilan ettiler. Hancı şövalyeye iyi bir şövalyenin parasının ve bir seyisinin olmasını gerektiğini söyler. Buna inan Don Kişot köyüne dünüp biraz para ve birde seyis bulmaya karar verir. Dönüş yolunda bir grup tüccarla karşılaşır ve onları duelloya davet eder, düello esnasında atından düşen sövalye birde dayak yer. Olaydan sonra oradan geçmekte olan bir köylü tarafından bulunur ve köyüne getirilir. Köye döndüğünde ailesi onu bu işten vaz geçirmeye çalışsada o gezici şövalye olmaya kararlıdır. Yanına kendi köyünde yaşayan Sanço Panza bir delikanlıyı seyis olarak almak ister. Delikanlıyı ikna ettikten sonra sabah erkenden yola koyulurlar. Bir süre yol aldıktan sonra bir ovaya vardılar. Burada birçok yel değirmeni vardır ve Don Kişot bunları dev sanarak üzerlerine yürümeye başlar, seyisinin tüm engellemelerine rağmen vazgeçmez atını tüm gücüyle en yakındaki yel değirmenine sürmeye başlar. Hayali bir deve saldıran şövalye yel değirmenin kanadına takılarak yirmi metre ileri fırladı. Don Kişot kendine geldikten sonra tekrar yola Lapice limanına doğru yola çıkarlar. Yolculuk sırasında kendileri yorgun hisseden çift biraz mola verirler. Bu sırada bir grup katırcının Don Kişot’un atının eğerini ve Sanşo Panza’nın eşeğinin yüklerini çalmaya çalıştığını geçte olsa fark ederler ve katırcılarla kavga eden Don ve Sanço kavgadan bir hayli kötü durumda çıkarlar.
Kategori :
100 Temel Eser (Ortaöğretim)
26 Eylül 2007
Soğuk bir Noel arifesinde, kentin caddelerinde herkes eğlenirken küçük kız onları seyredip kendi kendine eğleniyordur. Küçük kız kibritçi dir. Kutu ile kibrit satar. O soğuk havada insanlar eğlenirken küçük kız hayatın acımasızlığını, yoksulluğu tatmıştır. Ailesine yardım etmek için her geçene kibrit satmak ister, fakat o gece hiç satamamıştır. Havanın çok soğuk olması ve kızın yorgun oluşu yinede onu yıldıramamıştır. Birazcık olsun ısınmak için iki ev arasında bir aralığa girer ve hayallere dalar. Çocukluğunu mutlu bir şekilde yaşamak, iyi bir evde oturmak, yoksulluk çekmemek gibi; derken biraz ısınmak için bir kibrit yakar. Nasıl olsa üvey annem ve babam anlamaz diyerek sıcacık bir ev hayal ederken kibriti yakarak bitirir. Bu durumu fark edince ne yapacağını şaşırmış, korkmuş ve ölmüş büyük annesinden yardım dilenmeye, seslenmeye başlar. Durmaksızın yağan kar, küçük kibritçi kızın üstünü örter. Küçük kız, kaskatı ve donmuş kalakalır oracıkta. Büyük annesi elini uzatır ve küçük kibritçi kızı yanına alır.
Kategori :
100 Temel Eser (İlköğretim),Masallar