Kitap Özetleri Oku.com

En Geniş İçerikli Kitap Özetleri ve Performans Ödevleri Sitesi

'Masallar'

Hızır (Masal)

Bir varmış, bir yokmuş. Bir padişah “Hızır’ı bulup getirene dilediğini vereceğim” diyerek, sokaklara tellâllar çıkartmış,
Hızır’ı kim bulacak? Hızır ancak ve ancak, Hıdrellez Bayra-mı’nda yeryüzüne iner ve sadece çok iyi insanların gözüne gözü­kür. Padişah istedi diye Hızır bulunur mu?
Çok yoksul, çok çocuklu fakir bir adam padişahın huzuruna çıkmış, yüklüce bir para isteyerek kırk gün içinde Hızır’ı bulaca­ğım demiş. Kırk gün geçmiş, padişah çağırtmış: “Hızır’ı buldun mu?” Adamın cevabı: “Bulamadım padişahım, çoluk çocuğumu açlıktan kurtarmak için yalan söyledim.” olmuş.
Padişahı aldatan bu adama verilecek cezayı vezirleri iler ko­nuşmuş.

Yazının Devamını Oku »



Ayağına Diken Batan Karga (Masal)

Bir varmış, bir yokmuş. Gökte uçan, dağda gezen bir karga varmış. Bir gün ayağına bir diken batmış. Çıkarıp bir kocakarıya göstermiş. “Sakla, sonra gelip alırım” demiş. Kocakarı, birkaç gün saklamış. Sonra da şamdanını yakarken yanlışlıkla dikeni de yakmış. O anda karga gelip dikenini istemiş. “Yandı, ne yapayım” demîş.
Karga çıkmış evin karşısında bir dala. Başlamış “ya şamdan, ya diken” diye bağırmaya. Saatlerce bağırınca, kadın kurtulmak için şamdanı vermiş. Karga almış şamdanı, varmış başka bir yaşlı kadının yanma. “Sakla” diyerek şamdanı vermiş. Yaşlı kadın, şamdanı yakarak ahırına inmiş. İnek bir tekmede şamdanı kırmış. Karga gelmiş istemiş. Tuz buz olduğunu öğrenince, “öyleyse ineği ver” demiş. Kadın kulak asmamış. Karga da çıkmış bir dala: “Yaşamdan, ya inek” diye bağırmış da bağırmış. Kadın bakmış kurtu­luş yok, ineği vermiş. Karga ineği alıp, başka bir kocakarıya gö­türmüş ve “bunu sakla, gelip alırım” demiş. Aradan günler geç­miş, karga gelmemiş. Kocakan da ineği kesip, oğlunun düğünün­de ziyafet çekmiş. Karga düğün bitiminde gelip ineğini istemiş. “Yok” cevabını alınca da, bu sefer, “gelini ver” demiş. Tabii ki vermemişler. O da çıkmış bir dala, başlamış bağırmaya: “Ya inek, ya gelin!” Saatler sürmüş.

Yazının Devamını Oku »



SEVDALI BULUT (Masal)

Derviş geldi, servinin altına oturdu, başladı neyini üflemeye. Ney’in deliklerinden ağaçlar, yollar, dağlar, bahçeler çıktı. Gide gide bir çölün ortasına vardı. Çölde dağlar, ağaçlar yükseldi. Yol­lar uzadı. Buraya Ney Ülkesi dendi.
Derviş soluklandı, yine başladı üflemeye. Ney’den kara kar­ga gibi bir adam çıktı. Adı Kara Seyfî idi. Derviş’in parasını çaldı. Derviş bir taş vurdu buna, uçtu gitti ta Ney Ülkesi’nin bir dağında duran kır bir atın, gümüş eyerinin üstüne. Kara Seyfİ, bütün Ney Ülkesi’nin sahibi oldu…
Derviş Ney’ini üfledi, bu sefer dünyalar güzeli, on beş ya­şında bir kız çıktı. Adı Ayşe idi. “Emret, derviş baba” dedi. Derviş baba “sağol” deyip sırtını sıvazladı. Ayşe bir tüy oldu, uçtu geldi Ney Ülkesi’nde bir bahçenin İçine..
Kara Seyfi geldi, “bu bahçeyi bana sat” dedi. “Satmam” dedi. Bir tavşan geldi, Kara Seyfi’nin atının ayağını ısırdı. Kara Seyfi yere düştü. Ayşe Kız’ın bahçesinden bir ak güvercin gelip Kara Seyfi’nin iki kaşının orta yerine pisledi. Kara Seyfi kızdı. Kara Seyfi, okunu yayını alıp kuşun peşine düştü…

Yazının Devamını Oku »



KARA BUĞDAY – Andersen Masalları

Fırtınadan sonra bir kara buğday tarlasından geçenler bilir. Kara buğday tarlası sanki kavrulmuş gibidir. Yaşlı söğüdün tam önünde bir kara buğday tarlası varmış. Kara buğday Pek kibirli imiş. Başı yükseklerden hiç inmezmiş. “Bende buğday başakları kadar güzelim üstelik çok daha da güzelim. Benim çiçeklerim, elma çiçeklerine benzer, herkes hayranlıkla seyreder. Benden güzeli var mı ? söyle söğüt ağacı” demiş. Söğüt, ağır ağır başını sallar. “var… var…” dermiş. Aradan zaman geçmiş, hava bozmuş, fırtınalar yağmurlar başlamış. Fırtınayı gören bütün çiçekler , bitkiler boyun bükerken kara buğday pek kibirli ya, asla boynunu eğmezmiş. Onu diğer bitkiler uyarmış fakat kara buğday duymamazlıktan gelmiş. Fırtına geçip, rüzgarlar dinince, doğa adeta bir sessizliğe bürünmüş.

Yazının Devamını Oku »



PRENSES VE BEZELYE TANESİ – Andersen Masalları

Günlerden çok fırtınalı ve sağanaklı bir gündür. Tepenin yüceliklerindeki büyük şatoda bir kral, kraliçe ve yakışıklı oğulları prens oturmaktadır. Prens çok uzun yıllar boyunca kendi gibi iyi ahlaklı ve güzel bir prenses arar. Ancak bu kadar aramaya rağmen bulamamıştır ve bunun üzüntüsüyle şatoya geri dönmüştür. Durumu krala anlatacağı zaman kapı vurulur. Kapıyı açan kral karşısında sırılsıklam olmuş güzel mi güzel bir kız görür, hemen içeriye alır, kraliçe kızın bir prenses olamayacağını ve kızın asil olmadığını düşünerek prensin kızla evlenmesine karşı çıkar.

Yazının Devamını Oku »



Page 1 of 2
1 2

Sonraki Sayfa »